Sekam
Henüz vakit varken...
Mail Adresiniz :
Şifreniz :
Mail Adresiniz : Şifreniz : Şifre Tekrar : Adınız Soyadınız : Telefon No ( isteğe bağlı) :
POSTMODERN DÖNEMDE KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

POSTMODERN DÖNEMDE KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

POSTMODERN DÖNEMDE KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

Dr. Saniye VATANDAŞ

İSTANBUL, ARALIK 2019

TAKDİM

Gençlik, yapısal olarak çok dinamik olup toplumsal değişimlerden, sorunlardan ve bunalımlardan en çok etkilenen kesimdir. Toplumsal tarihimizin son 200 yıllık dönemi, gençliğin kişilik ve kimlik arayışının en yoğun ve en çalkantılı olduğu bir dönem olarak anlam kazanmaktadır. SEKAM olarak tespit, teşhis, tedavi ve tedbir diye isimlendirip 4T olarak formülleştirdiğimiz bir yaklaşım tarzıyla sosyokültürel ve sosyoekonomik olayları ele alıp değerlendirmekte ve bir yol haritası ortaya koymaktayız. 2012 ve 2016 yıllarında 81 ili kapsayan saha çalışmasına dayalı gençlik araştırmaları yaptık. 2012 gençlik araştırmasından biri genel dördü özel kapsamlı olarak beş rapor yayınladık. 2016 araştırma verilerine dayanılarak 15 Temmuz Askeri Darbe Girişiminin gençlik üzerindeki psiko-sosyal etkilerini ihtiva eden alt bir rapor yayınlandı. 2016 verilerinden hareketle gençliğin uyuşturucu, teknoloji, sosyal medya kullanımı ile ilgili durumunu, gençliğin dine ve kimliklere ilişkin duygu ve düşüncelerini ortaya koyacak olan alt raporlar yayınlanacaktır. Elinizdeki bu çalışma, saha çalışmasını ihtiva eden bir doktora tezidir. 2018 yılında sahadan elde edilen verilere dayanmaktadır. Elde edilen bulgular, önceki gençlik araştırmalarındaki bulguları hem desteklemekte hem de önceki çalışmaların ele almadığı alanlarla ilgili çarpıcı, dikkat çekici ve düşündürücü bulgulara yer vermektedir. Gençlik üzerinde değişik zamanlarda yapılmış çalışmalardan hareketle genel olarak gençliğin durumu ile ilgili tespit ettiğimiz bazı problem alanları şunlardır:

• Akışkan kimlik; parçalanmış kimlik-kişilik, kendine belirlediği kimlikle, düşünce ve davranışlarının uyuşmaması, tezatlı davranış, şizofren kimlik, • Sigara, alkol, kumar, madde kullanma eğiliminde artış, • Teknoloji bağımlılığında artış: cep telefonu, bilgisayar, internet, sosyal medya kullanımı, • Fuhuş ve cinsel çarpıklıklarda artış, • Şiddete eğilim, • Bireyselleşme-yalnızlaşma, sanallaşma, • Davranış bozukluğu, psikolojik olarak gel-git yaşama, • Din algısında zedelenme: laikleşme-sekülerleşme, deizme, ateizme kayış, • Toplumsal değerlere yabancılaşma, değer yargılarında zedelenme, • Kavramsal kargaşa, zihinsel kirlenme: din, laiklik-sekülerlik, ateizm, ahlak, iffet, hayâ, vefa, aile, mahremiyet, nikâh, nikâhsız birliktelik, zina, eşcinsellik, aşk…

POSTMODERN DÖNEMDE KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

• Başkalarına karşı güven kaybı, kendisine karşı güvenme ile güvenmeme arasında gidip gelme, • Her şeyi bilirim psikolojisinde olma, • Gelecek korkusu, • Aileye, ülkeye aidiyeti kaybetme; ülkeden göç etme isteği, • Kendisini sorumlu hissetmeme fakat başkalarını sorumlu tutma, sorumluluk ve yükümlülük duygusu ile alay etme; tüm bunlara karşılık çevresindekilerin kendisine karşı sorumlu sayma, • Birlikte yaşadıklarını kendine mecbur tutma eğilimi, kendini kimseye karşı sorumlu hissetmeme, • Kendini ifade edebilecek meramını anlatabilecek tarzda anadiline hâkim olamama, • Her şeye sahip olma hakkını kendisinde görme; Buna hakkım var mı? gibi bir soruyu sormamak, • Köşe dönmeci zihniyet, • Maddiyatçılık eğilimi, • Sahip olduğu şeylerin kıymetini bilmemek ve umursamamak. • Sınırsız bir tüketici ve kullanıcı özelliği sergilemek, marka tutkusu, gösteriş, • Elde etmek istedikleri ile haklı olmak arasında bir ilişki kurmamak. Elde etmek istediklerinde kendini haklı saymak. • Alışılmış giyim tarzlarından uzaklaşmakla kalmayıp, insanlığın genel teamülleriyle bile çelişen giysiler veya giyinme biçimleri, • Çok uyuma; uykunun gündelik hayatın ağırlıklı kesimini oluşturması, • Erken ergenleşme, • Anlık yaşamak, geleceğe yönelik plan yapmamak, • Bilgiye kendi çıkarı için ilgi duymak, bilgiyi paylaşmamak, • Rol modeli konusunda kafa karışıklığı,

Bunların birçoğu belki bir sosyal problem boyutuna ulaşmamıştır. Hastalık, başlangıç aşamasındadır. Vakit varken acilen tedbir alınması gerekmektedir. Gençliğimizin böyle bir değişim göstermesi normal midir? Gençlik kendi kültür medeniyetinden, kendi değerlerinden niçin kopmakta ve yabancılaşmaktadır? Niçin sanallaşmakta, niçin bireyselleşmektedir? Ailenin, kentleşme ve göç politikalarının Türkiye’nin medeniyet tercihinin, sistemin öngördüğü yaşam tarzının, eğitim sisteminin, medyanın, toplumsal değerlerdeki çözülmenin bunda bir payı var mıdır? Bu ve buna benzer soruları sormak ve cevaplarını bulmak zorundayız. Gençlikle ilgili yapılmış çalışmalardan, devlet ricalinin değişik zamanlarda yaptığı açıklamalardan ve yayınlanmış anılardan yararlanarak gençliğe olumsuz olarak etki eden faktörleri, aile içi ve aile dışı faktörler olarak iki sınıfta toplayabiliriz:

I-Aile İçi Faktörler: • Aile ortamının etkisi, • Ailenin parçalanması-yıkılması, • Evin otelleşmesi, • Sorunların konuşulmaması, • Çocuklara ilgisizlik, • Yanlış aile içi eğitim, • Sevgi şefkat eksikliği, • Doğru iletişim kurulmaması, • Akraba çevresinin etkisi, • Cinsellik konusunda yanlış bilgilenme, • Ekonomik sıkıntılar, • Dini eğitim yetersizliği, • Evlerde sohbet ortamının kaybolmaya başlaması; aile bireylerinin birey olarak TV seyretme ya da sosyal medyada meşgül olması.

II-Dış faktörler: • Küresel güçlerin saldırısı: Siyonizm, ABD, AB, yabancı istihbarat örgütleri, • Büyük medyanın saldırısı: diziler, filmler, özel programlar, • Bilgisayar oyunlarının, çizgi filmlerinin etkisi, • İnternet ve sosyal medya saldırılarının etkisi, • Feminist hareketin sosyal ilişkileri ve insanlığın kadim tecrübelerini tahrip eden etkisi, • Hıristiyanlaştırma faaliyetleri, • Satanizmin etkisi, • Ateizmin etkisi, • Deizmin etkisi, • Türkiye’nin yanlış kültür ve medeniyet tercihi: seküler batı kültür ve medeniyet tercihi, • Türkiye’nin kimlik krizinin gençlik üzerindeki etkisi, • Türkiye’deki Darbelerin Psiko sosyal etkileri, • Türkiye’de iki kültür ve medeniyet değerlerinin çatışması ile oluşan şizofreni, • Yanlış eğitim politikası, • Yanlış kentleşme politikası, • Yanlış tarım, sanayi ve hayvancılık politikası, • İşsizlik: iş bulamama korkusu, • Okuyamama korkusu, • Tüketimi körükleyen, sembolik tüketimi yaşam tarzı haline getiren reklamlar, • Gene ahlak ilkeleriyle çatışan bazı müzikler ve klipler...

POSTMODERN DÖNEMDE KİMLİK VE SOSYAL MEDYA

Bu faktörlerin çatışmasının meydana getirdiği ortam, gençlikte kimlik ve kişilik krizine sebebiyet vermiştir. 2018 yılında sahadan elde edilen verilere dayanan bu çalışma, “postmodernizim”, “kimlikler”, “moda-tüketim” ve “sosyal medya” olmak üzere dört ana boyutlu bir çalışmadır. Verilerden gençlerin 30 farklı kimliği kendileri için uygun bulma düzeyleri elde edilmiş ve gençlerin kendileri için ‘çok uygun’ buldukları kimlik referans alınarak diğer kimlikleri benimseme düzeyleri elde edilmiştir. Ortaya çıkan tablo, akışkan kimlik vakasının Türkiye gençliği için ciddi bir sorun haline geldiğidir. Bu çalışmanın en çarpıcı olan bulgularından biri, Türkiye’de gençliğin “akışkan kimliğe” sahip olması olgusudur. Tanımlama olarak “ya o ya bu” olan kimlik yaklaşımından “hem o hem bu” olan bir kimlik yaklaşımına geçilmektedir. Çalışmada moda, tüketim, mahremiyet, beden algısı kimliklere göre incelenmekte ve bu alanlarda kimliklerin birbirine yaklaşma düzeyi tartışılmaktadır. Gençlerin, seçtikleri ve benimsedikleri kimlikleri ile moda, tüketim, mahremiyet, sosyal medya ile ilgili sorulara verdikleri cevaplar arasında ciddi tutarsızlık olduğu görülmektedir. Gençlerin verdiği cevaplara bakıldığında, gençlerde çok ciddi kavram kargaşası olduğu, kavramların muhtevasının ne olduğunu bilmedikleri ve kavramların içini boşaltarak kullandıkları gerçeği ile karşılaşmaktayız. Postmodern yaklaşımın yıllar önce Batı’da elde ettiği başarıyı şimdi de Türkiye’de elde etmeye çalışmaktadır. Yayınlanmış birçok eserde teorik olarak tanımlanan, öngörülen gençlikle, kendisini bu kimlikle tanımlayan, pratikte var olan, yaşayan gençlik arasında nasıl bir ilişki vardır? sorusu, ilk defa SEKAM’ın 2013 yılında yapmış olduğu Gençlik araştırmasında cevaplandırılmaya çalışılmıştır. Teorik olarak öngörülen nesille pratikte var olan nesil arasındaki ilişki, 2018 verilerine dayanan bu çalışma ile daha geniş boyutlar da tartışmaya açılmaktadır. Bu açıdan bu çalışma, çok özgün bir özelliğe sahip olup birçok ezberi bozacak, gençlikle ilgili alışılagelen kalıpların kullanılmasının yanlışlığını ortaya koyacak ve bize yeni sorumluluklar yükleyecektir. Özet olarak ifade etmek istersek araştırmanın özü, gençlikle ilgili zarf ile mazrufun birbirini tutmadığı ve gittikçe derinleştiği gerçeğini ortaya çıkarmış olmasıdır. Gençlik dönemini, biyolojik, psikolojik, ahlaki ve sosyal açıdan gelgitlerle dolu bir arayış, bir değişim, gelişim, olgunlaşma, bir dünya görüşü, bir hayat felsefesi, bir değer sistemi arama, bir kimlik ve kişilik inşa etme dönemi olarak tanımlayabildiğimize göre SEKAM’ın üç araştırmasının sonuçları, gençlerimize sağlam bir dünya görüşü, bir değer sistemi ve bir kimlik kazandıramadığımızı ortaya koymaktadır. Bu bir tespittir, suçlama, yargılama değildir. Eğer bu durumla ilgili sorumlu ve suçlu aranacaksa, sorumlu ve suçlu olan gençler değil; biz büyükler, anne babalar ve devlettir. Bu noktada Hz. Ali’nin şu sözünü hatırlamakta fayda vardır: “Çocuklarınızı gelecek zamana göre terbiye edin, eğitin; çünkü onlar o zamanı yaşayacaklardır.” Nesil meselesi, bir kültür ve medeniyet davasıdır. Nesil bir ülkenin, bir milletin ve bir devletin geleceğidir. Neslin kaybı, ülkenin, milletin ve devletin kaybı demektir. O nedenle nesil meselesi, sadece ailenin meselesi olmayıp topyekûn bir milletin, siyasetin ve devletin meselesidir. Siyasetin, kısır meselelerle uğraşmaktan kurtulup geleceğimiz olan neslin inşasına yönelmesi şarttır, elzemdir ve zorunludur. Bu noktada siyasetin sorumluluğu büyüktür. Bu araştırmalarla SEKAM olarak 4T formülüne uygun bir şekilde Türkiye’de ki gençliğin MR’ını, tomografisini, röntgenini çekerek gençlik sorununun gerçekçi bir tespit ve teşhisini yapmaktayız. Gençlik meselesini, toplumun çok farklı kesimleri ile tartışarak ortak bir yol haritası ve ortak politika ortaya koyarak hastalığın tedavi edilmesini öngörmekteyiz. Bu çalışmayı büyük bir gayret, fedakârlık ve yetkinlikle yürüten Dr. Saniye Vatandaş’a, kitaplaştırılmasında katkıda bulunan Hikmet Yıldırım’a, Aşkın Özcan’a ve diğer emeği geçenlere teşekkürü bir borç biliriz.

Prof. Dr. Burhanettin CAN SEKAM Yönetim Kurulu Başkanı